Yaramaz diyorlardı sana çocuk! Her şeyi yakıp yıktığını iddia ediyorlardı.
Rüzgar gibi estiğini, eline geçen her bir şeyi kırıp lime lime ettiğini söylüyorlardı.
Hem de tüm bunları o minicik ellerinle yapıyormuşsun çocuk..!
Kimse sana yetişemiyormuş, lisanınca laf anlatamıyormuş!
Sen illa kendi bildiğini okuyormuşsun çocuk.
Değerli değersiz demeden eline ne geçerse destroyer misali acımadan yok ediyormuşsun.
Çok isim takmışlar sana çocuk. Yaramaz, destroyer, öğütücü. Ömür törpüsü...
Sende hiç bunlara itiraz etmiyormuşsun.
Hayret ettim tüm bunları sahiden tek başına sen mi yapıyordun?
Duydum ki dünyanın gidişatı gidişat değilmiş yakılıp yıkılıyormuş.
Tahrip üstüne tahrip ediliyormuş her bir yeri.
İşgaller savaşlar almış başını gidiyormuş.
Hele kimi mekanlar varmış ki taş üstüne de taş kalmamış.
Bombalarla silahlarla füzelerle kan gölüne dönmüş nice yer.
Sahi sen mi yaptın tüm bu yaramazlıkları?
Bu harabeye dönmüş dünya senin eserin mi?
Ya akan bunca göz yaşını da mı sen akıttın çocuk.
Bu makyaj kirliliğine sebep sen misin?
İnanamadım çocuk!
Ne var ki duyduklarımdan ziyade gördüklerime inanamadım.
Duyduklarım sana işaret ediyordu da gördüğüm vahşetler seni işaret etmiyordu hiç.
Senin masum yüzüne, minicik ellerine işaret etmiyordu.
Bir ben değil her duyan inanırdı onca yaramazlığın altından senin çıkacağına.
Zira namın yayılmıştı dünyanın afakına.
Ama ben gördüklerime daha çok inanırdım çocuk duyduklarıma ise itibar etmezdim hiç...
Denemek istedim seni.
Seni suçladığımdan değildi elbet bu.
Senin adını temize çıkarmak içindi.
Verdim eline bir torpil bekledim ne işe yaradığını anlıyor musun/ anlayabiliyor musun diye.
Hem de Başından hiç ayrılmadan pürdikkat...
sonra bir çatapat verdim kibrit verdim... nafile sen hepsini sadece ağzına götürmeye yelteniyordun. Seni ben engelliyordum. Anladım çocuk anladım...
Sen kibriti çakmayı da bilmiyordun torpilin ipini yakmayı da...
Hiçbirini görmemiştin sen dahaca.
Değil dünyayı savaşa gark etmek sen bir kağıt parçasını dahi alevlendirmemiştin.
Sen çok çok annenin en sevdiği vazoyu kırmıştın...
Babanın babasından kalma saatini bozmuştun.
Makasın ne olduğunu anlamak için merakından saçlarına olmadık şekiller vermiştin.
Evet darmaduman etmiştin bir şeyleri;
ama koltukların minderlerini haşat etmiştin zıplamaktan yatağının raylarını bozmuştun.
Sen hiç savaş çıkarmamıştın.
Sen ne savaş kahramanıydın ne de savaşın kanlı yüzü...
akıllı addettiklerimiz yapıyordu tüm bu yaramazlıkları aslında.
Bu hırçınlıklar, aşırılıklar, onların eseriydi.
Anladım; hiçbir çocuk kan dökmüyor, can yakmıyordu o minicik elleriyle.
Ama koca adamlar yürekleriyle/ yüreksizlikleriyle çok canlar yakıyordu, kanlar akıtıyordu.
Dur durak bilmiyordu öfkeleri, hırsları... bitmiyordu kanlı savaşları...
Aimdi sana bir özür borçluyum çocuk!
Sana yaramaz adını takanlar adına.. .
Seni savaşçı ilan edenler adına...
Affet çocuk!
Şimdi hepimizi affet.
Affet ki kirlenen ellerimiz, yüzümüz senin masumluğunla dupduru olsun.
Ve arınalım ve dünya arınsın tüm kötülüklerden.
Sen affet bitsin kavgalar çekişmeler savaşlar.
Affet ki dünyanın makyajı daha fazla akmasın ve ellerimize kırmızı kan lekesi gibi bulaşmasın...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder