SADAKATTEN YOKSUNSA GİTSİN
İSTEMEM KELİMELERİ…
Günlerdir yüreğimdeki sesleri bir cümleye dökemiyorum. Ne var ki içimdeki
seslerde aynı orantıda yüksek çıkmakta. Ne fırtınalarda savaş verdi kelimelerim,
ama bir türlü bu uğraştan sağ çıkamadı ve kâğıtlarda yazılamadı. Nedense? Bilmiyorum, çözümleyemiyorum bu problem. Bilinmezliğin
kıyısına savurdu beni dalgalar. İçimde bir hasret seli aldı başını gitti. Bir
özlem karmaşası içinde ruhum adeta. Adını bir türlü koyamadığım bir boşluğun,
bir karanlığın içerisinde savrulup duruyorum öylece. Siyah bir gecenin
içerisinde siyah bir karınca kadar yokluktayım sanki.
Bir kuyu var benimde karanlığımda. Ve inceden bir ip sarkıtılmış içine. Benim
kadar güçsüz ve çelimsiz bir ip. Asılmak geliyor içimden tüm gücümle ve çıkmak
aydınlığa doğru. Gerçi her şey o kadar meçhul ve bulanık ki sonunda bir
aydınlığın olup olmadığı belli dahi değil. Keza bu uzun uzadıya yolun sonunu
getirebilir mi bu pamuktan olma ip? Meçhule giden bir yol ne kadar güvenilir bir
yoldur oysa? Ne kadar da kararsız kalıyorum tüm bu sebepleri düşününce. Ne
kadarda cesaretsizim. Ne kadarda korkak... Gizli bir hançer gibi saplanıyor
kelimeler boğazıma. Sanki kelimeleri dizecek olsam sıra sıra, inci misali kâğıtlara
sırrım ifşa olacakmış gibi korkuyorum. Ve ürkek kelimelerimde ben kadar
korkuyorlar. Zihnimin dehlizlerinde yüksek çıkıyor oysa sesleri. Ama iş ifşa
olmaya gelince aynı cesareti göst(e)rmiyorlar. Ne kadar karmaşık zihnimin içindeki
fikirler. Tıpkı bir labirentin ortasında kalmış gibiyim. Şaşkın, kalakalmış
öyle vasatta… Yollar uzun, yolum bir kaç
tane ama ben kararsızlık denilen, cesaretsizlik addedilen illetin pençelerine
düşmüş olduğumdan sadece bakakalıyorum etrafıma. Donup kalıyorum ve bir adım
atamıyorum olduğum yerden. Bu günlerde hissettiğim bu. Karanlık ya da karanlık
da denmez bu grilik umarım net bir renge kavuşur. Netsizlerin rengidir zira
gri. Ne siyah olmayı başarır böyleleri ne de beyaz olmayı başarır. Renksizdirler
araftadırlar. Bulanıktır aynen benim gibi zihinleri ve kelimeleri.
Çaresizliğin çaresi var mıdır sahi? Varsa benim aradığım tam da bu şu anda.
Eğer yoksa tek çarem odur ki olmayan cesaretimin kırıntılarını toplayıp o
çelimsiz dediğim pamuktan ipe asılmak ve çıkacağım aydınlığa var gücümle
tırmanmak olacak. İnanç sanırım bunun diğer bir adı. İnanmak başarmanın
yarısıdır klişesi benimde imdadıma koşuyor. Gerçi topallayarak koşuyor benim
umutlarım bana, ama olsun en azından ayakta, en azından hala gücü var. Tabi buna
güç denilebilirse. Ve kelimelerim beni engellemezse.
Yol verdim onlara. Gitsinler madem benim olmuyorlarsa. Ben sadık dost
arıyorum kendime. Saldım onları da öyleyse gitmek istedikleri yere. Zihnimi de
yüksek çıkan sesleriyle işgal etmesinler boşuna. Bende yeri olanın sadakati
önemlidir. Ben de kalacak olanın sadakati önemlidir. Yoksa sadakat gösterecek
güç kelimelerimde buyursunlar gitsinler gidebilecekleri kadar ırağa. Suskunlukta
yakışır kimilerine. Ceza değildir suskunluk bilakis asalet tacını giydirir
insana. Ki bu asalet tacını taşımakta herkese nasip olmaz. Ama dilde değildir
bilesiniz suskunluk. Eğer zihnimi de konuşturmamayı başarırsam takarım
suskunluk tacını. İşte en zoru da budur elbet. Zihnini susturamaz kolay kolay insan.
Zihni hep bir yerlerde gevezelik halindedir. Bakmışsın dolu konuşur, sonra bir
bakmışsın tamamen sinir bozucudur. Gecenin hiç olmadık yerinde gürültüsüyle
böler uykuları ve çalar hüzün çanlarını. Çan, çan, çan çalar çene hiç dur durak
bilmeden. İlla hatırlatır kelimeler insana hatırlamak istemediklerini. Keza
duyurur duymak istemediklerini. Kâbus misali çökerler hayatının tamda ortasına.
Ama dedim ya eğer cümle olup akmayacaklarsa çağlayan misali kalemimin ucuna
istemem var olmasınlar zihnimin de kıyılarında. İstemem ne ben olayım onların
esiri ne de onlar olsun bana esir. Azad eyledim, varsın yolları açık olsun
hepsinin. Varsın terk etsinler beni. Çünkü ben onları kalemimin ucuna
gelmeyişlerinden beri çoktandır terk eyledim…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder