4 Mayıs 2012 Cuma


SADAKATTEN YOKSUNSA GİTSİN İSTEMEM KELİMELERİ…


Günlerdir yüreğimdeki sesleri bir cümleye dökemiyorum. Ne var ki içimdeki seslerde aynı orantıda yüksek çıkmakta. Ne fırtınalarda savaş verdi kelimelerim, ama bir türlü bu uğraştan sağ çıkamadı ve kâğıtlarda yazılamadı. Nedense?  Bilmiyorum, çözümleyemiyorum bu problem. Bilinmezliğin kıyısına savurdu beni dalgalar. İçimde bir hasret seli aldı başını gitti. Bir özlem karmaşası içinde ruhum adeta. Adını bir türlü koyamadığım bir boşluğun, bir karanlığın içerisinde savrulup duruyorum öylece. Siyah bir gecenin içerisinde siyah bir karınca kadar yokluktayım sanki.

Bir kuyu var benimde karanlığımda. Ve inceden bir ip sarkıtılmış içine. Benim kadar güçsüz ve çelimsiz bir ip. Asılmak geliyor içimden tüm gücümle ve çıkmak aydınlığa doğru. Gerçi her şey o kadar meçhul ve bulanık ki sonunda bir aydınlığın olup olmadığı belli dahi değil. Keza bu uzun uzadıya yolun sonunu getirebilir mi bu pamuktan olma ip?  Meçhule giden bir yol ne kadar güvenilir bir yoldur oysa? Ne kadar da kararsız kalıyorum tüm bu sebepleri düşününce. Ne kadarda cesaretsizim. Ne kadarda korkak... Gizli bir hançer gibi saplanıyor kelimeler boğazıma. Sanki kelimeleri dizecek olsam sıra sıra, inci misali kâğıtlara sırrım ifşa olacakmış gibi korkuyorum. Ve ürkek kelimelerimde ben kadar korkuyorlar. Zihnimin dehlizlerinde yüksek çıkıyor oysa sesleri. Ama iş ifşa olmaya gelince aynı cesareti göst(e)rmiyorlar. Ne kadar karmaşık zihnimin içindeki fikirler. Tıpkı bir labirentin ortasında kalmış gibiyim. Şaşkın, kalakalmış öyle vasatta…  Yollar uzun, yolum bir kaç tane ama ben kararsızlık denilen, cesaretsizlik addedilen illetin pençelerine düşmüş olduğumdan sadece bakakalıyorum etrafıma. Donup kalıyorum ve bir adım atamıyorum olduğum yerden. Bu günlerde hissettiğim bu. Karanlık ya da karanlık da denmez bu grilik umarım net bir renge kavuşur. Netsizlerin rengidir zira gri. Ne siyah olmayı başarır böyleleri ne de beyaz olmayı başarır. Renksizdirler araftadırlar. Bulanıktır aynen benim gibi zihinleri ve kelimeleri.

Çaresizliğin çaresi var mıdır sahi? Varsa benim aradığım tam da bu şu anda. Eğer yoksa tek çarem odur ki olmayan cesaretimin kırıntılarını toplayıp o çelimsiz dediğim pamuktan ipe asılmak ve çıkacağım aydınlığa var gücümle tırmanmak olacak. İnanç sanırım bunun diğer bir adı. İnanmak başarmanın yarısıdır klişesi benimde imdadıma koşuyor. Gerçi topallayarak koşuyor benim umutlarım bana, ama olsun en azından ayakta, en azından hala gücü var. Tabi buna güç denilebilirse. Ve kelimelerim beni engellemezse.

Yol verdim onlara. Gitsinler madem benim olmuyorlarsa. Ben sadık dost arıyorum kendime. Saldım onları da öyleyse gitmek istedikleri yere. Zihnimi de yüksek çıkan sesleriyle işgal etmesinler boşuna. Bende yeri olanın sadakati önemlidir. Ben de kalacak olanın sadakati önemlidir. Yoksa sadakat gösterecek güç kelimelerimde buyursunlar gitsinler gidebilecekleri kadar ırağa. Suskunlukta yakışır kimilerine. Ceza değildir suskunluk bilakis asalet tacını giydirir insana. Ki bu asalet tacını taşımakta herkese nasip olmaz. Ama dilde değildir bilesiniz suskunluk. Eğer zihnimi de konuşturmamayı başarırsam takarım suskunluk tacını. İşte en zoru da budur elbet. Zihnini susturamaz kolay kolay insan. Zihni hep bir yerlerde gevezelik halindedir. Bakmışsın dolu konuşur, sonra bir bakmışsın tamamen sinir bozucudur. Gecenin hiç olmadık yerinde gürültüsüyle böler uykuları ve çalar hüzün çanlarını.  Çan, çan, çan çalar çene hiç dur durak bilmeden. İlla hatırlatır kelimeler insana hatırlamak istemediklerini. Keza duyurur duymak istemediklerini. Kâbus misali çökerler hayatının tamda ortasına.

Ama dedim ya eğer cümle olup akmayacaklarsa çağlayan misali kalemimin ucuna istemem var olmasınlar zihnimin de kıyılarında. İstemem ne ben olayım onların esiri ne de onlar olsun bana esir. Azad eyledim, varsın yolları açık olsun hepsinin. Varsın terk etsinler beni. Çünkü ben onları kalemimin ucuna gelmeyişlerinden beri çoktandır terk eyledim…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder