Kendimi
bildim bileli memurluk revaçtaydı ülkemizde. Çocukluğumun birçok evresinde
rastlardım ününe. İzlediğim birçok filmin ana temasıydı. Dahi dillerde pelesenk
olmuş ünü.
Garantiliydi
çünkü. İşten atılma derdi yoktu memurun. Memur mu; hemen kız verilirdi. Memur
mu; başa taç edilirdi. Öyle kıymetliydi ki memuru sırtında taşısan, elini ayağını
öpsen; yeridir gözüyle bakılırdı.
Hal böyle olunca
birçok kişi mesleğini seçerken memuriyete girebileceği meslekleri seçmeye
başladı. Özel sektörün gideremediği güvensizliğe karşı kendilerini devlet
güvencesinde buldu insanlar. Evet, bu fikir fena da değildi. İş bulunuyordu. Aş
bulunuyordu. Tatili belli, giriş çıkış saati belliydi. Kafası rahat edecekti
çalışanın. Tüm bu imkânlar cezp ediciydi ve gün geçtikçe ününe ün katıyordu
memuriyet. Bu ünü halen bugünde var olmakta kuşkusuz.
Günümüz de
gelinen noktaya gelince ününe ün katıldı ve en çok tercih edilen iş sahası
devlet güvencesi altına girmek oldu. Bu da beraberinde birçok zorluğu getirdi.
Talep artınca memur atamalarında sınav yöntemine gidildi. Belirli şartlar,
vasıflar aranır oldu. Tabiri caizse ellini kolunu sallayanın giremeyeceği bir
kurum haline getirildi.
Bugün
polisinden tutun öğretmenine dahası hemşiresinden doktoruna geniş bir alana
sahip memuriyet. Ama böylesine büyük bir kurum haline gelmesine karşın bariz
sıkıntılar mevcut. Bir bakıyorsunuz sistem çorba gibi olmuş. Birbirine
karışmış. Örneğin doğuya gitmek isteyeni batıya, batıya gitmek isteyeni doğuya
gönderir olmuşlar. Mazereti olanın gözünün yaşına bakılmaz iken hiçbir mazereti
olmayan yani çoluğu çocuğu olmayanlar istedikleri yerlerde konuşlanmışlar.
Hep
rastladığım bir konu ise yamama yöntemi. Bir kuruma sekreter lazımsa açıkta
bulunan öğretmeni, hemşireyi sekreter konumuna getiriyorlar. Mesela bir örnek hemşirelik yapan bir hanım
devlet hastanesinde açık kadro olmadığı İçin valiliğe memur olarak atanıyor.
Yapacak işi olmadığı içinde ekseriyetle evinde zaman geçiriyor. İlginç bir
tarafı daha var ki; işin ehli olan hala valilikte kadro açılmasını bekliyor.
Bir
bakıyorsunuz devlet hastanesinin kadrosuna eli klavye tutmayan getiriliyor ama
on elinde on marifet klavye ustası tıp sekreterliği mezunları atama sırası
bekliyor. Yine öğretmen kadrosuna gelemeyenleri polis kadrolarında görmek hiç
de şaşırtıcı bir durum değil artık.
Merak
ediyorum bu sistemi çalıştıranların beyninin nasıl çalıştığını? Yakında doktor
atanamadığı için; açık var diye hemşire mi olacak? Öğretmen olamayan açık olan
yere defter tutmaya mı gönderilecek?
O zaman bu
gençler neden onca yıl bu meslekleri öğrenmek için okul sıralarında dirsek
çürütüyorlar? Mesleğini yapamayacaksa onlara niye ümit veriliyor, sonra da bu ümitler
neden boşa çıkarılıyor.
Beklide bu
da bir sistem hatasıdır sevgili okur. Çünkü bu vatandaşın duymadığı bir bahane
değil. Nereye gitsek bir sistem hatası ile karşılaşıyoruz. Öyle alıştırıldı ki
bize, birileri çıkıp bu karışıklıklar sistem hatasından dese öylece kabul
edeceğiz.
Hâsılı
hakkı adaleti biliyoruz, savunuyoruz ama bu hak ve adalet hak edene mi
uygulanılıyor, hak edildiği gibimi kişilere dağıtılıyor orasını bil(e)miyoruz.
O zaman
bizde sorarız bizim hakkımız olan kimin elinde?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder