30 Ağustos 2012 Perşembe

HAK HUKUK ADALET VARDA KİMİN ELLİNDE?




Kendimi bildim bileli memurluk revaçtaydı ülkemizde. Çocukluğumun birçok evresinde rastlardım ününe. İzlediğim birçok filmin ana temasıydı. Dahi dillerde pelesenk olmuş ünü.

Garantiliydi çünkü. İşten atılma derdi yoktu memurun. Memur mu; hemen kız verilirdi. Memur mu; başa taç edilirdi. Öyle kıymetliydi ki memuru sırtında taşısan, elini ayağını öpsen; yeridir gözüyle bakılırdı.
Hal böyle olunca birçok kişi mesleğini seçerken memuriyete girebileceği meslekleri seçmeye başladı. Özel sektörün gideremediği güvensizliğe karşı kendilerini devlet güvencesinde buldu insanlar. Evet, bu fikir fena da değildi. İş bulunuyordu. Aş bulunuyordu. Tatili belli, giriş çıkış saati belliydi. Kafası rahat edecekti çalışanın. Tüm bu imkânlar cezp ediciydi ve gün geçtikçe ününe ün katıyordu memuriyet. Bu ünü halen bugünde var olmakta kuşkusuz.
Günümüz de gelinen noktaya gelince ününe ün katıldı ve en çok tercih edilen iş sahası devlet güvencesi altına girmek oldu. Bu da beraberinde birçok zorluğu getirdi. Talep artınca memur atamalarında sınav yöntemine gidildi. Belirli şartlar, vasıflar aranır oldu. Tabiri caizse ellini kolunu sallayanın giremeyeceği bir kurum haline getirildi.
Bugün polisinden tutun öğretmenine dahası hemşiresinden doktoruna geniş bir alana sahip memuriyet. Ama böylesine büyük bir kurum haline gelmesine karşın bariz sıkıntılar mevcut. Bir bakıyorsunuz sistem çorba gibi olmuş. Birbirine karışmış. Örneğin doğuya gitmek isteyeni batıya, batıya gitmek isteyeni doğuya gönderir olmuşlar. Mazereti olanın gözünün yaşına bakılmaz iken hiçbir mazereti olmayan yani çoluğu çocuğu olmayanlar istedikleri yerlerde konuşlanmışlar.
Hep rastladığım bir konu ise yamama yöntemi. Bir kuruma sekreter lazımsa açıkta bulunan öğretmeni, hemşireyi sekreter konumuna getiriyorlar.  Mesela bir örnek hemşirelik yapan bir hanım devlet hastanesinde açık kadro olmadığı İçin valiliğe memur olarak atanıyor. Yapacak işi olmadığı içinde ekseriyetle evinde zaman geçiriyor. İlginç bir tarafı daha var ki; işin ehli olan hala valilikte kadro açılmasını bekliyor.

Bir bakıyorsunuz devlet hastanesinin kadrosuna eli klavye tutmayan getiriliyor ama on elinde on marifet klavye ustası tıp sekreterliği mezunları atama sırası bekliyor. Yine öğretmen kadrosuna gelemeyenleri polis kadrolarında görmek hiç de şaşırtıcı bir durum değil artık.
Merak ediyorum bu sistemi çalıştıranların beyninin nasıl çalıştığını? Yakında doktor atanamadığı için; açık var diye hemşire mi olacak? Öğretmen olamayan açık olan yere defter tutmaya mı gönderilecek?
O zaman bu gençler neden onca yıl bu meslekleri öğrenmek için okul sıralarında dirsek çürütüyorlar? Mesleğini yapamayacaksa onlara niye ümit veriliyor, sonra da bu ümitler neden boşa çıkarılıyor.
Beklide bu da bir sistem hatasıdır sevgili okur. Çünkü bu vatandaşın duymadığı bir bahane değil. Nereye gitsek bir sistem hatası ile karşılaşıyoruz. Öyle alıştırıldı ki bize, birileri çıkıp bu karışıklıklar sistem hatasından dese öylece kabul edeceğiz.
Hâsılı hakkı adaleti biliyoruz, savunuyoruz ama bu hak ve adalet hak edene mi uygulanılıyor, hak edildiği gibimi kişilere dağıtılıyor orasını bil(e)miyoruz.
O zaman bizde sorarız bizim hakkımız olan kimin elinde?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder