Sevgiye ihtiyacım var baba diyordu 4
yaşlarında bir çocuk; kreşin kapısından girerken. Aslında bunu sesli ifade
etmiyordu. Ama bakışları, tavırları, istekleri sanki bu cümleyi bağırıyordu.
İçsel bir ihtiyaçtı çünkü sevmek ve sevilmek!
Küçük çocuk, kreşin kapısına yaklaşırken
babasının onu kucağına almasını istiyordu bir kedi miyavlaması gibi masumane
bir ses tonuyla. Ama aldığı cevap hiçte masum bir çocuğun hak ettiği bir cevap
olmuyordu. Bu da yeni mi moda oldu? diyerek reddediyordu sevgi isteyen küçük
oğlunu. Bir kucak dolusu sevgiyi reddeden baba ne kadar yanlış yaptığını
bilmiyordu. Belki aynı tavırla çok eskilerde o da karşılaşmıştı. Bir babaya
ulaşmak ne kadar kolay ya da ne kadar zor olabilirdi? Babasının sevgisine nasıl
nail olabilirdi? Şimdi bilmiyordu bunu o küçük çocuk ama zamanla babasının
kendi babasıyla olan ilişkisinden pay çıkaracaktı ve oda babasının sevgisini
öyle kazanacaktı. Muhtemelen zamanla göreceği şu olacaktı küçük çocuğun.
Babasının sevgisini kazanmanın zannettiği kadar kolay olmadığını, bir dünya
zahmetin ardından ancak bu sevgiyi elde edeceğini görecekti. Önünde o kucağı
hak etmek için daha çok yolunun olduğunu görecekti.
Aslına bakarsak birçok sevgiyi elde
etmekte bu kadar zor ve meşakkatli olmuyor mu?
Bir şeyleri hak etmek için çabalamakla geçmiyor mu ömrümüz? Emek
vererek, zaman harcayarak, fedakârlık yaparak yol almıyor muyuz? Hep vermekten
söz açılmışken ya alamadıklarımız? Bizi ne kadar yoruyor oysa! Sevilmek için
çabalamakla geçiyor ömrümüz. Göze girme çabasıyla harcıyoruz tüm zamanlarımızı.
Çalışkan baba olursak çocuklarımız sever; evde dört dörtlük bir anne olursak
ancak takdir görürüz, çok çalışkan olursak patronumuzdan ancak bir teşekkür
alırız ve bunun gibi yüzlercesine sımsıkı bağlanıyoruz sevilebilmek uğruna. Bir
gün çabamızın karşılığını mutlaka alıyoruz, ya o arada geçen zaman içinde
tükettiğimiz, yüreğimizden çaldığımız, yamamaya çalıştığımız ruhumuz ne yapıyor
sevgisiz? Alamadığımız sevginin yerine neyi koyuyoruz telafi için?
Bir kitabında sevgi konusunu ele alan ünlü
Japon yazar Masumi Toyotome; dünyada üç türlü sevgi var diyor. Bunlar ‘’eğer,
çünkü ve rağmen’’ sevgi türleridir diye devam ediyor.
Masumi’ye göre eğer sevgisi; eğer iyi
olursan, eğer başarılı olursan, eğer iyi bir eş olursan gibi koşullar
karşılığında kişinin elde edebileceği sevgidir.
Çünkü türü sevgide ise kişi bir şey olduğu
için, bir şeye sahip olduğu için ya da bir şey yaptığı için sevgiye mazhar
olabiliyor. Seni seviyorum çünkü güzelsin, seni seviyorum çünkü popülersin,
seni seviyorum çünkü zenginsin gibi ifadelerde karşılık buluyor.
Rağmen sevgisi ise Masumi’ye göre bir
koşula bağlı olmadığı için en zor bulunan ve dünyada örneğinin de az olduğuna
inandığı bir sevgi türü. Seni seviyorum kusurlarına rağmen, seni seviyorum her
şeye rağmen gibi sözlerin karşılığıdır bu sevgi de.
Bu üç türlü sevgi uğruna bütün
çabalarımız. Güzel isek bunun için sevilebiliriz ama gün gelip yaşlandığımızda,
hayat çizgileri sardığın da tüm yüzümüzü ne olacak? Ya zenginken bir anda fakir
olduğumuzda pır diye uçacak mı bizi sevenlerin sevgisi? Bunu saymazsak geriye
çalışıp, çabalayıp bütün varımızı yoğumuzu ortaya koyup elde edeceğimiz sevgiye
atacağız kapağımızı. İstediğimiz sevgiyi elde edeceğiz tırnaklarımızla
kazıyarak. Ama sonunda bu mükemmeliyetten yorulduğumuzda ne olacak? Bütün
çıkmaz yolların gelip boğazımıza kadar çöreklendiği bir zamanda yaptığımız bir
hatayla aylarca hatta yıllarca bin bir meşakkatle dizdiğimiz o domino taşları
yıkılacak ve biz yine koşullara göre sevenlerin koşulları ortadan kalktığında
yalnız ve sevgisiz mi kalacağız?
Öyle görünüyor ki her şeye rağmen sevgisi tek
kurtuluşumuz. Ne var ki bu sevgiyi bulmak ve elde etmek zor olduğu kadar bu
sevgiyi karşımızdakine vermek de bir o kadar zor. Bırakın yakın bir dostumuzu
her şeye rağmen sevmeyi öz ve öz evladımızı dahi sevmeyi koşullara bağlıyoruz.
Belki bugün oğlunu kucağına almayan bir baba öğretmeninden övgü aldığı vakit
hak ettiği için krallar gibi taşınacak kucaklarda ve oda anlayacak ve öğrenecek
sevmek ve sevilmek öyle bedavadan olmuyor. Ne o koşulsuz sevecek ne de koşulsuz
sevilecek. böylece bir kısır döngü içerisinde sürüp gidecek sevgisizliğimiz.
Zira ne biz hatasız mükemmel insan olabiliriz ne de karşımızdaki hatasız,
mükemmel bir insan olabilir. Ama şu da bir gerçek ki hepimizin, yediden yetmişe
hepimizin sevgiye ihtiyacı olduğu gerçeği hep bir kenarda duracak. Ve içimizde
sessiz bir feryat olarak yankılanacak ‘’her şeye rağmen sevgiye ihtiyacım var,
koşulsuz sev beni’’…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder