Bir öğlen
sıcağı… Öyle bir sıcak ki kavuruyor dört bir yanı. Başaklar tarlada sararmıyor
bir tek; kavruluyor adeta. Gördüm böğürtlenler olgunlaşmadan kurumuş
dallarında. Yeni olgunlaşması beklenen asmalardaki üzümler daha yeşil iken
kurumaya yüz tutmuşlar.
Ben deniz
manzaralı güzel bir İstanbul tepesine doğru yol alıyorum. Rüzgâr okşayacak
biliyorum birkaç dakika sonra sıcaktan kavrulan bedenimi. Bu düşüncenin
ferahlığı ile sabrediyorum sıcağa. Tahammül ediyorum güneşin yüzüme yüzüme
dokunuşuna.
Sonra beklediğim otobüs durağına,
arkamdaki hastaneden yeni çıkmış 60 ila 70 yaşları arasında bir amca ve hanımı geliyor.
Amcanın kolundan yeni çıkmış serum, yara bantlı kolu. Diğer bir kolunda da
enjektör izleri... Kan alınmış belli birkaç defa. Yüzünde acı bir ifade. Kızım
diyor;
15 no’lu araç
geçti mi duraktan?
Geçti amca,
tamda beş dakika oldu diyorum.
Amca can
havliyle karışık hayıflanıyor.
Ne zaman
gelir kızım diyor,
Ben de;
bekleme o otobüsü amca; kırk dakikayı bulur gelmesi,
Senin
gideceğin yere minibüs var sen ona bin bekleme bu sıcakta diyorum. Amca
kararsız kaç para kızım diyor minibüs?
Bir buçuk
lira amca!
Yaşlı amca
hesap ediyor yanındaki hanımıyla 3 lira eder… Yok, amca kararsız! Emekliyiz
kızım! Kartımız otobüse binersek ücretsiz, şimdi nasıl minibüse para verelim?
Devamlı gelip
gideceğiz kaç para eder hep minibüse binersek?
Üzüldüm…
Sen sağlığını düşün amca gel ben bindireyim diyecektim ki amca aldı hanımını da tuttu tekrar hastanenin yolunu. Anladım bekleyecek bahçesinde otobüsün gelme vaktini. Bekleyecek ve başaklar gibi solacak sıcakta. Neden? Boğazının rızkı minibüse gitmesin diye! Yaş 60 ile 70 arası! Gençlerden daha dayanıklı güneşe, belki de mecbur cebindeki bir gıdım emekli maaşı kıtı kıtına yettiği için… İlaca mı yetsin para, Minibüse mi? Elektriğe mi, suya mı? Harca harca bitmez, tükenmez değil ya!
Amcada öyle ise Allah’a emanet ola!
Üzüldüm…
Sen sağlığını düşün amca gel ben bindireyim diyecektim ki amca aldı hanımını da tuttu tekrar hastanenin yolunu. Anladım bekleyecek bahçesinde otobüsün gelme vaktini. Bekleyecek ve başaklar gibi solacak sıcakta. Neden? Boğazının rızkı minibüse gitmesin diye! Yaş 60 ile 70 arası! Gençlerden daha dayanıklı güneşe, belki de mecbur cebindeki bir gıdım emekli maaşı kıtı kıtına yettiği için… İlaca mı yetsin para, Minibüse mi? Elektriğe mi, suya mı? Harca harca bitmez, tükenmez değil ya!
Amcada öyle ise Allah’a emanet ola!
Ben gideceğim
yere giden tek otobüse bindim… İndim İstanbul’un püfür püfür esen tepesinde.
Güneş rüzgârla karışık hafifçe dokunuyor burada tenlere. Yakmıyor teni… Benim
gönlümde, ruhumda müsterih. Ama aklım hasta ve yaşlı amcanın ne yaptığında… Ve
yüzündeki çaresiz ifade gözlerimin önünde... Eğer birileri bakıma muhtaç iken
birileri sefa peşindeyse vebal hepimizin sırtında bir yüktür! Burada güneşin
sıcağına dayanabiliriz ama hesap günü, hiçbir gölgenin gölgesinin insana fayda
vermeyeceği günde bizimde halimiz, ahvalimiz Allaha emanet!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder