Tuz buz…
Sevmek güzeldir kime sorsanız. Ama sevilmek kat be kat
güzeldir. Eğer sevmek mefhumu karşılıklı ise daha değer kazanır gönüllerde.
Nihayetinde bir sevmek ve sevilmek arzusu vardır hissiyatlarda.
Sonunda bir gün; sever ya da sevilir insan. Yeşerir sevgiyle,
doğar en baştan bir çiçek gibi. Sevdiği kadar sevilir, sevildiği kadar sever.
Peki ya gerçekten böylemidir sevgiler? Sevgiyi ölçen
bir kantar mı vardır da insan sevdiği orantıda sevildiğini zanneder? Ya da
zannetmek mi ister. Zannederim ki; zannın çoğundan sakının derken yüce Mevlam;
insanın kendi kendini boş fikir ve emellerle aldatmasını da önlemek
istemektedir. Çünkü zan; çoğu zaman kişinin sadece kendini kandırmasıdır. Zira
sevgide aynı ölçüde karşılık diye bir kural olsaydı, ağlayanların sayısı bu
denli fazla olmazdı.
O halde
diyebiliriz ki Ne geliyorsa başımıza zannımız, zannetmemiz yüzünden geliyor.
Nasıl mı? Biz; seviyoruz büyük bir sevgiyle ve
karşımızdakinin sevgisini de büyütüyoruz gözümüzde. Sevgi karşılıklı olmaya yüz
tutmuş, umut bağlamış olunca da sevginin etrafını dikenler kuşatmaya başlıyor.
Beklenti dikenleri… Hani sevginin eşit bir ölçüsü olduğu zannındayız ya, Ben
sevdim 10 gram
sevgiyle, o da seviyor 10
gram sevgiyle ya, böylelikle zannın kuyusuna
düşüveriyoruz farkında olmadan yavaş yavaş. Duygular bir kilo un, yarım kilo
şeker miktarına nasıl olurda indirgenir oysa.
Beklentilerimiz yanılgımızı yüzümüze vurmaya başlıyor böylelikle. Su
üstüne çıkıveriyor bu sebeple gerçekler. Farz-ı misal sevgi ne ister, neyle
büyüyüp çoğalır diyebiliriz? Emekle, fedakârlıkla, çabayla, özveriyle… Hal
böyle olunca biz 10 gram
fedakârlık yaparız ve bekleriz; 10
gram fedakârlık. Böylelikle her değerin değerini aynı
ölçüde ummaya başlarız. Sonuç ise ancak bir yanılma bir hüsrandır. Çünkü cayar
bir taraf… Geçer sevgiden… Hani zannımıza ne oldu? Hani sevdiği kadar sevilirdi
insan? Hani sevildiği ölçüde de severdi?
Öyle değil işte
işin aslı. İnsan ölçü belirlemeden, karşılık ummadan sevmelidir. Aksi takdirde
o duygu sevgi değil sadece karşılıklı menfaat ilişkisidir. Al gülü ver gülü deyimi tam da bu tür sevgiler
içindir. Bir insanın elinde zaten bir
gül var ise yine başkasında olan aynı gülü neden istesin ki? Gülü yine gülle
takas etmek hangi mantığın ürünüdür? Sevgide karşılık beklemekte bu minvaldedir
o sebeple. Zaten elde ettiği sevgiyi başka bir sevgiyle değiştirmek ister
insan. İnsan sevgiyi buldu mu başka ne istesin? Sevmek ömre bedeldir kuşkusuz.
Hele beklentisiz ve zansız ise içi, dışa vurumu da o denli içtendir. Nasıl ki
bir insana içinde ki yüzüne, dışına yansımış deriz, sevginin de içini ne ile
doldurursak dışa ancak o vurur. Saflık, doğallık, içtenlik…
Dolayısı ile diyebiliriz ki sevmek güzeldir. Hele İçi karşılıksız duygularla doluysa daha
bir güzeldir. Seven, beklentisiz bir insan olmak; sevilip, sevemeyen bir bencil
olmaktan evladır.
Peki, başlıktaki tuz buz neyi mi ifade ediyor? Küçük
bir çocukken oynadığım tuz buz adlı oyunu ifade ediyor. Birkaç kişinin bir
arada aynı hareketleri yanılmadan yapması gerekiyordu. Ölçüyü kaçıran saf dışı
kalıyordu. Çocukken oyunlarda bir ölçü bir kıyaslama vardı sadece. Sevgiler ise
karşılıksızdı. Dahi çıkarsız, saf ve temizdi. Şimdi ise sevgiler bencil
duygularla kırık camlar misali tuz buz olmuş ayaklar altında!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder