22 Haziran 2012 Cuma


Tuz buz…




Sevmek güzeldir kime sorsanız. Ama sevilmek kat be kat güzeldir. Eğer sevmek mefhumu karşılıklı ise daha değer kazanır gönüllerde. Nihayetinde bir sevmek ve sevilmek arzusu vardır hissiyatlarda.

Sonunda bir gün; sever ya da sevilir insan. Yeşerir sevgiyle, doğar en baştan bir çiçek gibi. Sevdiği kadar sevilir, sevildiği kadar sever.




Peki ya gerçekten böylemidir sevgiler? Sevgiyi ölçen bir kantar mı vardır da insan sevdiği orantıda sevildiğini zanneder? Ya da zannetmek mi ister. Zannederim ki; zannın çoğundan sakının derken yüce Mevlam; insanın kendi kendini boş fikir ve emellerle aldatmasını da önlemek istemektedir. Çünkü zan; çoğu zaman kişinin sadece kendini kandırmasıdır. Zira sevgide aynı ölçüde karşılık diye bir kural olsaydı, ağlayanların sayısı bu denli fazla olmazdı.

 O halde diyebiliriz ki Ne geliyorsa başımıza zannımız, zannetmemiz yüzünden geliyor.

Nasıl mı? Biz; seviyoruz büyük bir sevgiyle ve karşımızdakinin sevgisini de büyütüyoruz gözümüzde. Sevgi karşılıklı olmaya yüz tutmuş, umut bağlamış olunca da sevginin etrafını dikenler kuşatmaya başlıyor. Beklenti dikenleri… Hani sevginin eşit bir ölçüsü olduğu zannındayız ya, Ben sevdim 10 gram sevgiyle, o da seviyor 10 gram sevgiyle ya, böylelikle zannın kuyusuna düşüveriyoruz farkında olmadan yavaş yavaş. Duygular bir kilo un, yarım kilo şeker miktarına nasıl olurda indirgenir oysa.  Beklentilerimiz yanılgımızı yüzümüze vurmaya başlıyor böylelikle. Su üstüne çıkıveriyor bu sebeple gerçekler. Farz-ı misal sevgi ne ister, neyle büyüyüp çoğalır diyebiliriz? Emekle, fedakârlıkla, çabayla, özveriyle… Hal böyle olunca biz 10 gram fedakârlık yaparız ve bekleriz; 10 gram fedakârlık. Böylelikle her değerin değerini aynı ölçüde ummaya başlarız. Sonuç ise ancak bir yanılma bir hüsrandır. Çünkü cayar bir taraf… Geçer sevgiden… Hani zannımıza ne oldu? Hani sevdiği kadar sevilirdi insan? Hani sevildiği ölçüde de severdi?

 Öyle değil işte işin aslı. İnsan ölçü belirlemeden, karşılık ummadan sevmelidir. Aksi takdirde o duygu sevgi değil sadece karşılıklı menfaat ilişkisidir.  Al gülü ver gülü deyimi tam da bu tür sevgiler içindir.  Bir insanın elinde zaten bir gül var ise yine başkasında olan aynı gülü neden istesin ki? Gülü yine gülle takas etmek hangi mantığın ürünüdür? Sevgide karşılık beklemekte bu minvaldedir o sebeple. Zaten elde ettiği sevgiyi başka bir sevgiyle değiştirmek ister insan. İnsan sevgiyi buldu mu başka ne istesin? Sevmek ömre bedeldir kuşkusuz. Hele beklentisiz ve zansız ise içi, dışa vurumu da o denli içtendir. Nasıl ki bir insana içinde ki yüzüne, dışına yansımış deriz, sevginin de içini ne ile doldurursak dışa ancak o vurur. Saflık, doğallık, içtenlik…

Dolayısı ile diyebiliriz ki sevmek güzeldir.  Hele İçi karşılıksız duygularla doluysa daha bir güzeldir. Seven, beklentisiz bir insan olmak; sevilip, sevemeyen bir bencil olmaktan evladır.



Peki, başlıktaki tuz buz neyi mi ifade ediyor? Küçük bir çocukken oynadığım tuz buz adlı oyunu ifade ediyor. Birkaç kişinin bir arada aynı hareketleri yanılmadan yapması gerekiyordu. Ölçüyü kaçıran saf dışı kalıyordu. Çocukken oyunlarda bir ölçü bir kıyaslama vardı sadece. Sevgiler ise karşılıksızdı. Dahi çıkarsız, saf ve temizdi. Şimdi ise sevgiler bencil duygularla kırık camlar misali tuz buz olmuş ayaklar altında!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder