ORUÇ BAŞIMA VURDU
DERİZ; YA KALBİMİZE VURMADI MI?
Çok şükür bir Ramazan-ı şerif ayına daha merhaba dedik.
Kuşkusuz kimimizin merhabası daha coşkulu, daha istekli ve arzulu, ancak
kimimizin merhabası da tam aksine korku ve şüphe dolu… Aynı zamanda acaba sorularıyla yüklü…
Çünkü Şehr-i sıyam yani oruç ayı olarak anılan ramazan
ayı bu yıl geçtiğimiz diğer birkaç yıl da olduğu gibi en uzun ve en sıcak
günlere isabet etti. Hal böyle olunca da
birçok endişeyi beraberinde getirdi. Bu endişelere bir de her gün akşam haber
bültenlerinde uzun uzadıya değinilen sıcak hava tablosu eklenince korkular bir
kat daha arttı.
Eyvahlar havada uçuşur oldu. Eyvah havalar çok sıcak!
Kavurucu sıcaklarda susuz oruç nasıl tutulacak? Nasıl dayanacağız uzun günlerde
açlığa?
Bu minvalden korku saçan tutumlar orucun bir ibadetten
çok açlık ve susuzluk savaşı(!) gibi algılanmasına neden oluyor desek abartmış
olmayız…
Aslına bakarsanız bu sıkıntıları da yaşamaz isek
açların susuzların halinden nasıl anlayacağımız da madalyonun diğer bir yüzü
aslında. Bir de aklıma şu hatıraları getiriyor bu korku ve endişe dolu sorular.
Aylarca kavurucu sıcakta biz dünya nimetlerinden faydalanırken, susuz Afrika
çöllerinde çocuklar aylarca susuzluğa nasıl dayanabiliyordu? Biz obezite
batağına batırırken aşırı israflarımızla bedenlerimizi kıtlık yaşayan Afrika
ülkelerinde çocukların kemiklerine etleri yapışmış can çekişmiyorlar mıydı?
Peki, halden anlıyor muyduk sahi, televizyonlarımızın başında ayağımızı uzatıp
meyve tabağımızdaki meyveleri bir yandan tüketirken? İşte bu yıl ve önümüzdeki
birkaç yıl ramazan aylarının meşakkatli olması beklide en güzel halden anlama
kıvamına sokacak bizleri. Ne dersinizi?
Buna nispetle oruç ibadetini sadece açlık ve susuzluk
olarak yansıtmak oruç’un asıl mahiyetine darbe vurmaktır! Evet, oruç şekil
olarak imsak vaktinden, iftar vaktine kadar bir amaç uğruna ve bilinçli olarak
yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak (bkz: İslam ansiklopedisi,581) olsa
da bedenin dinlenmesinden ziyade ruhun manevi boyut kazanmasını
hedeflemektedir. Merhamet, şefkat, sabır, şükür, hale rıza gibi temayülleri
şahsımızda zirveleştirirken, aynını zaman da dili, gözü, gönlü her türlü
kötülüklerden korumamız ve sakındırmamız hususunda bize yön veren en iyi
öğreticilerdendir.
Yine oruç ibadetini açlıktan ibaret sananlar maalesef
bütün günlerini ve güçlerini bu fikre adapte edeceklerdir. Bu da ister istemez
dile şikâyet olarak yansıyacaktır.
Bütün bir yıl
Yüce Rabbimizin bizlere bahşettiği sayısız nimetlerden özgürce faydalandığımız
halde; elhamdülillah şimdi üzerimize farz olan (bakara suresi, 183- 184) orucumuzu eda ediyoruz bize sabretmek düşer
diyebilme erdemini gösteremeyip aksine oruç başıma vurdu! Oruç mideme vurdu!
Uzun ve sıcak günlerde oruç eziyet (!) haline geldi gibi şikâyetlerle oruç’un
bizleri nefis mücadelesinden ziyade açlık mücadelesi içerisine sokacağı
kuşkusuz… Hâlbuki oruç değil açlık başa
vurabilir. Oruç eziyet değil bilakis manevi temayülleri zirveleştiren bir
ibadettir. İnsan vücuduna zara veren açlık greviyle karıştırılmamalıdır! Açlık
grevi günlerce sürüp vücuda zarar verirken oruç belirli saatleri kapsar ayrıca
sahur ve iftar olmak üzere bedeni gereğince beslemeyi öngörür.
Bu sebeple oruca
bu tarz isimler takmak onun kıymetine halel getirebilir ve dili şikâyetlerle
kirleteceği gibi tuttuğumuz orucun mahiyetine de gölge düşürür.
Nitekim Peygamber Efendimiz (Sav) bir hadis-i
şeriflerinde biz ümmetine şu ibretli ikazda bulunmuştur: ‘ oruç bir kalkandır;
sakın oruçluyken, cahillik edip de kem söz söylemeyin…’ (buhari, savm 9, Müslim 30) anlaşıldığı üzere
oruç tutmak sadece iştah ve şehveti dizginlemeyi değil bilakis dili kötü ve
çirkin söz söylememeye karşı da kendimizi nasıl dizginlememiz gerektiğini
öğretmektedir.
Oruç ibadetine olan algı şüphesiz ki kişiden kişiye
farklılıklar arz eder. Farz-ı misal; birkaç ressamı bir araya getirsek ve
onlara doğanın resmini çizmelerini söylesek, onların resmedecekleri resim mutlaka
kendilerine göre bir duyuşu, bir görüşü yansıtacaktır. Her bir ressam aynı
tabiat parçasını kendi süzgecinden geçirecek ve ona farklı farklı anlamlar
katacaktır. İşte oruç ibadeti de böyle bir duygunun, içselliğin sonunda; her
bireyde farklı sonuçlara gebe olacaktır tabir-i caizse bu dünyada ne ekersek
ahrette onu biçeceğiz. Bir hadis-i şerifinde peygamber Efendimiz Yüce
Rabbimizin ‘ oruç benim içindir; onun karşılığını ben vereceğim’ buyurduğunu
haber vermiştir. (İslam ansiklopedisi, 581)
Dolayısıyla sevgili okur; dilimizi oruç tutarken açlık
ve açlığın getirdiği sıkıntılarla meşgul etmemeli, tam aksine kalp âlemimize
getireceğini umduğumuz güzelliklerle meşgul etmeliyiz.
Ve düşünmeliyiz/düşünelim bu Ramazan oruç başımıza
değil kalbimize ne kadar vurdu!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder