14 Ağustos 2012 Salı


ORUÇ BAŞIMA VURDU DERİZ; YA KALBİMİZE VURMADI MI?

Çok şükür bir Ramazan-ı şerif ayına daha merhaba dedik. Kuşkusuz kimimizin merhabası daha coşkulu, daha istekli ve arzulu, ancak kimimizin merhabası da tam aksine korku ve şüphe dolu…   Aynı zamanda acaba sorularıyla yüklü…

Çünkü Şehr-i sıyam yani oruç ayı olarak anılan ramazan ayı bu yıl geçtiğimiz diğer birkaç yıl da olduğu gibi en uzun ve en sıcak günlere isabet etti.  Hal böyle olunca da birçok endişeyi beraberinde getirdi. Bu endişelere bir de her gün akşam haber bültenlerinde uzun uzadıya değinilen sıcak hava tablosu eklenince korkular bir kat daha arttı.

Eyvahlar havada uçuşur oldu. Eyvah havalar çok sıcak! Kavurucu sıcaklarda susuz oruç nasıl tutulacak? Nasıl dayanacağız uzun günlerde açlığa?

Bu minvalden korku saçan tutumlar orucun bir ibadetten çok açlık ve susuzluk savaşı(!) gibi algılanmasına neden oluyor desek abartmış olmayız…

Aslına bakarsanız bu sıkıntıları da yaşamaz isek açların susuzların halinden nasıl anlayacağımız da madalyonun diğer bir yüzü aslında. Bir de aklıma şu hatıraları getiriyor bu korku ve endişe dolu sorular. Aylarca kavurucu sıcakta biz dünya nimetlerinden faydalanırken, susuz Afrika çöllerinde çocuklar aylarca susuzluğa nasıl dayanabiliyordu? Biz obezite batağına batırırken aşırı israflarımızla bedenlerimizi kıtlık yaşayan Afrika ülkelerinde çocukların kemiklerine etleri yapışmış can çekişmiyorlar mıydı? Peki, halden anlıyor muyduk sahi, televizyonlarımızın başında ayağımızı uzatıp meyve tabağımızdaki meyveleri bir yandan tüketirken? İşte bu yıl ve önümüzdeki birkaç yıl ramazan aylarının meşakkatli olması beklide en güzel halden anlama kıvamına sokacak bizleri. Ne dersinizi?

Buna nispetle oruç ibadetini sadece açlık ve susuzluk olarak yansıtmak oruç’un asıl mahiyetine darbe vurmaktır! Evet, oruç şekil olarak imsak vaktinden, iftar vaktine kadar bir amaç uğruna ve bilinçli olarak yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak (bkz: İslam ansiklopedisi,581) olsa da bedenin dinlenmesinden ziyade ruhun manevi boyut kazanmasını hedeflemektedir. Merhamet, şefkat, sabır, şükür, hale rıza gibi temayülleri şahsımızda zirveleştirirken, aynını zaman da dili, gözü, gönlü her türlü kötülüklerden korumamız ve sakındırmamız hususunda bize yön veren en iyi öğreticilerdendir.

Yine oruç ibadetini açlıktan ibaret sananlar maalesef bütün günlerini ve güçlerini bu fikre adapte edeceklerdir. Bu da ister istemez dile şikâyet olarak yansıyacaktır.

 Bütün bir yıl Yüce Rabbimizin bizlere bahşettiği sayısız nimetlerden özgürce faydalandığımız halde; elhamdülillah şimdi üzerimize farz olan (bakara suresi, 183- 184)  orucumuzu eda ediyoruz bize sabretmek düşer diyebilme erdemini gösteremeyip aksine oruç başıma vurdu! Oruç mideme vurdu! Uzun ve sıcak günlerde oruç eziyet (!) haline geldi gibi şikâyetlerle oruç’un bizleri nefis mücadelesinden ziyade açlık mücadelesi içerisine sokacağı kuşkusuz…  Hâlbuki oruç değil açlık başa vurabilir. Oruç eziyet değil bilakis manevi temayülleri zirveleştiren bir ibadettir. İnsan vücuduna zara veren açlık greviyle karıştırılmamalıdır! Açlık grevi günlerce sürüp vücuda zarar verirken oruç belirli saatleri kapsar ayrıca sahur ve iftar olmak üzere bedeni gereğince beslemeyi öngörür.

 Bu sebeple oruca bu tarz isimler takmak onun kıymetine halel getirebilir ve dili şikâyetlerle kirleteceği gibi tuttuğumuz orucun mahiyetine de gölge düşürür.

Nitekim Peygamber Efendimiz (Sav) bir hadis-i şeriflerinde biz ümmetine şu ibretli ikazda bulunmuştur: ‘ oruç bir kalkandır; sakın oruçluyken, cahillik edip de kem söz söylemeyin…’  (buhari, savm 9, Müslim 30) anlaşıldığı üzere oruç tutmak sadece iştah ve şehveti dizginlemeyi değil bilakis dili kötü ve çirkin söz söylememeye karşı da kendimizi nasıl dizginlememiz gerektiğini öğretmektedir.

Oruç ibadetine olan algı şüphesiz ki kişiden kişiye farklılıklar arz eder. Farz-ı misal; birkaç ressamı bir araya getirsek ve onlara doğanın resmini çizmelerini söylesek, onların resmedecekleri resim mutlaka kendilerine göre bir duyuşu, bir görüşü yansıtacaktır. Her bir ressam aynı tabiat parçasını kendi süzgecinden geçirecek ve ona farklı farklı anlamlar katacaktır. İşte oruç ibadeti de böyle bir duygunun, içselliğin sonunda; her bireyde farklı sonuçlara gebe olacaktır tabir-i caizse bu dünyada ne ekersek ahrette onu biçeceğiz. Bir hadis-i şerifinde peygamber Efendimiz Yüce Rabbimizin ‘ oruç benim içindir; onun karşılığını ben vereceğim’ buyurduğunu haber vermiştir. (İslam ansiklopedisi, 581)

Dolayısıyla sevgili okur; dilimizi oruç tutarken açlık ve açlığın getirdiği sıkıntılarla meşgul etmemeli, tam aksine kalp âlemimize getireceğini umduğumuz güzelliklerle meşgul etmeliyiz.

Ve düşünmeliyiz/düşünelim bu Ramazan oruç başımıza değil kalbimize ne kadar vurdu!



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder