22 Ocak 2013 Salı

DUR GENÇLİK! YOLCULUĞUN NEREYE?


 

Yolcu yolunda gerektir demiştir atalarımız. Ve böylece kulağımıza küpe olması gereken öğütlerini vermişlerdir. Hayatlarımız bir yolculuktan ibarettir. İnsan bu dünyaya giriş kapısı olan anne rahminden girer ve yine çıkış kapısı olan kabir kapısından bu dünyaya veda eder. Bu süreç içerisinde ise hep bir yolculuk halindedir. Bir yerden başka bir yere sefer halindedir. Yolculuğunun ne vakit biteceği ise muammadır.
Yolculuk, yolcunun kendine çizdiği bir yol haritası sayesinde sürer gider. Bilmediği yolları kâh sorar kâh kendi bilgi ve yeteneğiyle keşfeder ve kâh bir rehber ihtiyacı duyar onu takip eder. Böylelikle yolcu varacağı noktaya nihayet varır. Eğer bizde bir yolcu misali bir yola çıktıysak, bu yolculuğun nereye varacağını, nerede son bulacağını ve yolculuğumuzun seyrini önceden planlamalıyız ki; yolculuğumuz yolunda gitsin ve bizi nihai son olan kabir kapısına sağ ve salim ulaştırsın.
Yüce Allah c.c biz kullarını bu âleme yollarken başıboş ve rehbersiz bırakmamıştır. Bu da şu demek oluyor ki rehbersiz bir halde sürdürülecek dünya hayatı zorlu ve meşakkatlidir.  Nihai sona Selametle ulaşabilmek rehberler sayesinde mümkündür. Bu sebeple yüce Allah biz kullarına rehber olarak peygamberleri göndermiştir. Hiç şüphesiz İslam âlemine de peygamber ve rehber olarak sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed sav. İ yollamıştır. Peygamberlerin insanlara uyarıcı ve rehber olarak gönderilmesi bu hayat yolculuğunun mutlak bir istikamet üzere sürdürülmesini biz kullarında istemesindendir. Bu da Hud suresi 112. Ayetti kerimede şöyle geçer;  (EY HABİBİM!) Emrolunduğun gibi istikamet üzere ol. Sen’inle beraber tövbe eden (mümin)’ler de emrolundukları gibi istikamet üzere olsunlar. Ayeti kerimeden de anlaşılacağı üzere bizden istikamet üzere olmamız isteniyor. İstikamet; umumi manasıyla bir hedefe tezatsız, tereddütsüz ve devamlı olarak yönelip ilerlemek demektir. Ve yine yaratılıştaki masumiyet ve safiyeti lekelemeden muhafaza edebilmektir. Bu da büyük gayretten geçmektedir. Öyle ki Allah dostları istikamet üzere bir yolda olmayı keramet olarak görmüşlerdir.
Dünyaya küçük bir bebek olarak geldiğimiz günden itibaren ve yaşlılığımıza kadar geçen süreçte en kıymetli ve önemli devir gençlik devridir. Gençlik dönemi dünyadan ahirete doğru olan yolculuğumuzda Allah’ın rızasını kazanabilmek için en çok sermaye elde ettiğimiz bir dönemdir. Peygamber Efendimiz de bu hususta ümmetine yaşlılık gelmeden evvel gençliğin kıymetini bilmesi gerektiği öğüdünü vermiştir. Dahi bu sözü gençlere çok önem verdiğini, sevdiğini, onlarla iyi ilişkiler kurmak istediği ve yine biz gençlerin ahlaki bir olgunluğa erişmesini istediği için kurmuştur. Şüphesiz Peygamber Efendimiz SAV ümmetine çok önem vermiştir. Bununla beraber gençlerinde iyi birer Müslüman birey olmaları için iyi eğitim almalarına o günkü şartlarda elinden gelen kadarıyla önem göstermiştir. Çünkü ilk ayet “oku” diye başlıyordu. Alak suresi 1. Ayet-İ Kerime. Ve yine Zümer suresinde “bilenlerle bilmeyenler hiç bir olur mu” diyordu. Bu itibarla gençler indirilen ayetlerin okunması, anlaşılması, ezberlenmesi, yayılması, saklanması gelebilenlere öğretilmesi, gelemeyecek durumda olanlara öğretmen gönderilmek suretiyle öğretilmesini sağlıyordu. İlk yıllarda Hz. Erkamın evi eğitimin ilkokullarından biri sayılıyordu. Peygamber efendimiz bu denli çabalarken peki Müslümanlığa girenlerin ve gençlerin karşılığı nasıl oluyordu dersiniz? İslam’ın ilk yıllarında yaş ortalaması kaynaklara göre ila yaşları arasındaydı. Müslüman olduğu sırada Hz. Ali 10, Abdullah bin Ömer( ra) 13, Zeyd bin harise 15, Zübeyr bin el-Avvam ve Abdullah Mesud 16, Talha bin Ubeydullah, Sad bin Ebi Vakkas, Erkam bin Ebil-Erkam 17, Musab bin Umeyr yaklaşık 19, Cafer bin Ebi Talib 22, Osman bin Affan, Ebu Ubeyde bin el-cerrah 25-30 yaş arasındaydılar. Hazreti Ebu Bekir ise 38 yaşlarındaydı. İslam’ın yayılmasında bu genç insanların çok katkısı oldu. Kuran ayetlerini ezberlediler, anladılar, özümsediler, şahıslarında yaşadılar, toplum hizmetinde güzel örnekler verdiler. Kimisi zincirlere vuruldu ki kimisine de boğucu duman koklatıldı, Sad bin Ebi Vakkas ve Ebu Ubeyde bin Cerrah hazretlerinde olduğu gibi anne ve babalarının,  kimileride Musab bin Umeyr gibi tüm akraba gurubunun protestosuna maruz kalarak psikolojik baskı altına alındılar. Ne var ki onlar aziz peygamberimizden aldıkları feyizle engelleri aşabildiler. Aralarında peygamber efendimizle büyük bir sevgi bağı oluşmuştu.
Peki ya şimdi ki dönem gençliği bu sevginin neresinde? Peygamber efendimiz kendi zamanında iken gelecekti ümmetine kardeşlerim hitabında bulunmuştu peki biz bu hitaba ne kadar yakınız? Bunun ne kadar tefekkürü içerisindeyiz. Peygamber efendimizden bedenen ayrı olsak bile ruhlarımız ona ne kadar yakın? Bu soruların muhasebesini sık sık yapmalıyız. Asırlar öncesinden bugüne kadar hiçbir tahribata uğramadan günümüze gelen bize emanet olarak bıraktığı kuran ve sünnetinin ne kadar peşinde ve izindeyiz. Bütün bu soruların cevabını verdiğimizde ve sonrasında hayatlarımızı kuran ve sünnetin izinde şekillendirdiğimiz de bizimde kuşkusuz peygamber efendimiz ile aramızda sevgi bağı oluşacaktır. Kuşkusuz yollar uzun ve meşakkatli. Aç kurtlar misali haramlar çevremizi kuşatmakta. Ve bize düşen ise bizim rehberimiz olan peygamber efendimizin önderliğinde bu yolculuğu tamamlamak. Bizim önümüzde şimdi iki seçenek var. Ya kurtlarla çevrili bu ormanda kendi bildiğimiz yoldan gideceğiz ya da rehberimizle beraber yürüyeceğiz bu sapa yolları. Evet, şimdi Ey Genç Senin yolculuğun kiminle ve Nereye?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder