Yolcu yolunda gerektir
demiştir atalarımız. Ve böylece kulağımıza küpe olması gereken öğütlerini
vermişlerdir. Hayatlarımız bir yolculuktan ibarettir. İnsan bu dünyaya giriş
kapısı olan anne rahminden girer ve yine çıkış kapısı olan kabir kapısından bu
dünyaya veda eder. Bu süreç içerisinde ise hep bir yolculuk halindedir. Bir
yerden başka bir yere sefer halindedir. Yolculuğunun ne vakit biteceği ise
muammadır.
Yolculuk, yolcunun
kendine çizdiği bir yol haritası sayesinde sürer gider. Bilmediği yolları kâh
sorar kâh kendi bilgi ve yeteneğiyle keşfeder ve kâh bir rehber ihtiyacı duyar
onu takip eder. Böylelikle yolcu varacağı noktaya nihayet varır. Eğer bizde bir
yolcu misali bir yola çıktıysak, bu yolculuğun nereye varacağını, nerede son
bulacağını ve yolculuğumuzun seyrini önceden planlamalıyız ki; yolculuğumuz
yolunda gitsin ve bizi nihai son olan kabir kapısına sağ ve salim ulaştırsın.
Yüce Allah c.c biz
kullarını bu âleme yollarken başıboş ve rehbersiz bırakmamıştır. Bu da şu demek
oluyor ki rehbersiz bir halde sürdürülecek dünya hayatı zorlu ve meşakkatlidir.
Nihai sona Selametle ulaşabilmek
rehberler sayesinde mümkündür. Bu sebeple yüce Allah biz kullarına rehber
olarak peygamberleri göndermiştir. Hiç şüphesiz İslam âlemine de peygamber ve
rehber olarak sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed sav. İ yollamıştır.
Peygamberlerin insanlara uyarıcı ve rehber olarak gönderilmesi bu hayat
yolculuğunun mutlak bir istikamet üzere sürdürülmesini biz kullarında
istemesindendir. Bu da Hud suresi 112. Ayetti kerimede şöyle geçer; (EY HABİBİM!) Emrolunduğun gibi istikamet
üzere ol. Sen’inle beraber tövbe eden (mümin)’ler de emrolundukları gibi
istikamet üzere olsunlar. Ayeti kerimeden de anlaşılacağı üzere bizden
istikamet üzere olmamız isteniyor. İstikamet; umumi manasıyla bir hedefe
tezatsız, tereddütsüz ve devamlı olarak yönelip ilerlemek demektir. Ve yine
yaratılıştaki masumiyet ve safiyeti lekelemeden muhafaza edebilmektir. Bu da
büyük gayretten geçmektedir. Öyle ki Allah dostları istikamet üzere bir yolda
olmayı keramet olarak görmüşlerdir.
Dünyaya küçük bir
bebek olarak geldiğimiz günden itibaren ve yaşlılığımıza kadar geçen süreçte en
kıymetli ve önemli devir gençlik devridir. Gençlik dönemi dünyadan ahirete
doğru olan yolculuğumuzda Allah’ın rızasını kazanabilmek için en çok sermaye
elde ettiğimiz bir dönemdir. Peygamber Efendimiz de bu hususta ümmetine
yaşlılık gelmeden evvel gençliğin kıymetini bilmesi gerektiği öğüdünü
vermiştir. Dahi bu sözü gençlere çok önem verdiğini, sevdiğini, onlarla iyi
ilişkiler kurmak istediği ve yine biz gençlerin ahlaki bir olgunluğa erişmesini
istediği için kurmuştur. Şüphesiz Peygamber Efendimiz SAV ümmetine çok önem
vermiştir. Bununla beraber gençlerinde iyi birer Müslüman birey olmaları için
iyi eğitim almalarına o günkü şartlarda elinden gelen kadarıyla önem
göstermiştir. Çünkü ilk ayet “oku” diye başlıyordu. Alak suresi 1. Ayet-İ
Kerime. Ve yine Zümer suresinde “bilenlerle bilmeyenler hiç bir olur mu”
diyordu. Bu itibarla gençler indirilen ayetlerin okunması, anlaşılması,
ezberlenmesi, yayılması, saklanması gelebilenlere öğretilmesi, gelemeyecek
durumda olanlara öğretmen gönderilmek suretiyle öğretilmesini sağlıyordu. İlk
yıllarda Hz. Erkamın evi eğitimin ilkokullarından biri sayılıyordu. Peygamber
efendimiz bu denli çabalarken peki Müslümanlığa girenlerin ve gençlerin
karşılığı nasıl oluyordu dersiniz? İslam’ın ilk yıllarında yaş ortalaması
kaynaklara göre ila yaşları arasındaydı. Müslüman olduğu sırada Hz. Ali 10,
Abdullah bin Ömer( ra) 13, Zeyd bin harise 15, Zübeyr bin el-Avvam ve Abdullah
Mesud 16, Talha bin Ubeydullah, Sad bin Ebi Vakkas, Erkam bin Ebil-Erkam 17,
Musab bin Umeyr yaklaşık 19, Cafer bin Ebi Talib 22, Osman bin Affan, Ebu Ubeyde
bin el-cerrah 25-30 yaş arasındaydılar. Hazreti Ebu Bekir ise 38 yaşlarındaydı.
İslam’ın yayılmasında bu genç insanların çok katkısı oldu. Kuran ayetlerini
ezberlediler, anladılar, özümsediler, şahıslarında yaşadılar, toplum hizmetinde
güzel örnekler verdiler. Kimisi zincirlere vuruldu ki kimisine de boğucu duman
koklatıldı, Sad bin Ebi Vakkas ve Ebu Ubeyde bin Cerrah hazretlerinde olduğu
gibi anne ve babalarının, kimileride
Musab bin Umeyr gibi tüm akraba gurubunun protestosuna maruz kalarak psikolojik
baskı altına alındılar. Ne var ki onlar aziz peygamberimizden aldıkları feyizle
engelleri aşabildiler. Aralarında peygamber efendimizle büyük bir sevgi bağı
oluşmuştu.
Peki ya şimdi ki
dönem gençliği bu sevginin neresinde? Peygamber efendimiz kendi zamanında iken
gelecekti ümmetine kardeşlerim hitabında bulunmuştu peki biz bu hitaba ne kadar
yakınız? Bunun ne kadar tefekkürü içerisindeyiz. Peygamber efendimizden bedenen
ayrı olsak bile ruhlarımız ona ne kadar yakın? Bu soruların muhasebesini sık
sık yapmalıyız. Asırlar öncesinden bugüne kadar hiçbir tahribata uğramadan
günümüze gelen bize emanet olarak bıraktığı kuran ve sünnetinin ne kadar
peşinde ve izindeyiz. Bütün bu soruların cevabını verdiğimizde ve sonrasında
hayatlarımızı kuran ve sünnetin izinde şekillendirdiğimiz de bizimde kuşkusuz
peygamber efendimiz ile aramızda sevgi bağı oluşacaktır. Kuşkusuz yollar uzun
ve meşakkatli. Aç kurtlar misali haramlar çevremizi kuşatmakta. Ve bize düşen
ise bizim rehberimiz olan peygamber efendimizin önderliğinde bu yolculuğu
tamamlamak. Bizim önümüzde şimdi iki seçenek var. Ya kurtlarla çevrili bu
ormanda kendi bildiğimiz yoldan gideceğiz ya da rehberimizle beraber yürüyeceğiz
bu sapa yolları. Evet, şimdi Ey Genç Senin yolculuğun kiminle ve Nereye?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder