Ne zamandı o?
Hani bulmuştuk yeni doğan güneşin ardında aydınlık bir geleceğe bakarken.
Umut çoktan doğmuştu gönül penceremizde ve oradan sızmıştı ruhumuzun derinliklerine doğru.
Vaktini, saatini hatırlıyor muyuz peki? Çok uzun zaman önce değildi, asırlar da geçmemişti daha.
Doğumumuzla yüreklerimize sızmıştı o.
Öyle sıradan değildi aşkı bulmamız. Öyle alelade rast gelmemişti. İlahi tohumlar serpilmişti ruhlarımıza. Aramamıştık onu hiç. Bize bir emanet, bir hediye, bir armağan olarak verilmişti.
Bize verileni yitirdiysek eğer; verilenin kısmetsizliğinden değildi elbet. Kıymetine binaen bizim dikkatsizliğimizdendi, gevşekliğimizdendi. Umursamazlığımızdan, bencilliğimizdendi.
Şimdi avuçlarımız bomboş. Çehremiz ise tenha bir sessizlikte.
Can havliyle semaya uzanıyor ellerimiz. Yalvarıyoruz gidenin ardından diz çökerek.
Soluk soluğa aramaya başladık yitirdiğimizi.
Oysa;
Nelere feda etmiştik Aşk’ı. Kendi çıkarlarımız uğrunda ortaya koymuştuk bahis diye.
Ve sonra yenildiğimiz savaşlarda esir diye onu öne sürmüştük.
Bilmiyorum!
O mu gitti bunca sahipsizlikten, vefasızlıktan sonra bizden,
Yoksa biz mi göz göre göre kaçırdık onu ellerimizden.
Sahi biz Aşk’ı ne zaman yitirdik…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder