22 Ocak 2013 Salı

BAŞKALARINI ANALİZ ETMEDEN EVVEL KENDİNİ ANALİZ ET!



Büyük bir muharebenin güçlü, çevik, hırslı, ihtiraslı, yenilmez, ya da yenilmeyeceğini düşünen muharipleri gibi inceden inceye hazırlanıyoruz karşımızdaki insanı yenilgiye, hezimete uğratmak için. Kılıçlarımızı kalkanlarımızı, zırhlarımızı büyük bir tedirginliğin gidericisi olarak kuşanıyoruz. Korumak ya niyetimiz kendimizi. Başkalarına kıyarken bir hamle de kendimizi demirden siperlerin ardına saklıyoruz.
En ağır silahlarımızı seçiyoruz kimi zaman, kimi zaman da daha hafiflerini kullanıyoruz.  Ne var ki en ağırından, en güçlüsüne kadar hepsinin tahrip etme gücü oluyor nihayetinde. Güçlü, zayıf demeden, suçlu mu masum mu dikkat etmeden girişiyoruz meydan savaşımıza adeta.
Bizim giriştiğimiz savaş silahlarla değil elbette. Bizim savaşımız kelimelerimizle, dilimizle… Ah şu kelime savaşlarımız! Hep karşımızdakiyle savaşma biçimimiz.  Kelimelerimiz; bazen zaaflarımız hasebiyle, bazen de ön yargılarımız nedeniyle kurşunlar misali hedefine fırlatılıyorlar.
Ardı arkası kesilmek, yorulmak bilmeyen çatışmalarımız, kavgalarımız hep ama hep başkalarıyla nedense? Hiç ama hiç kendinizle değil!
Dur, bir düşün! Bu yolculuk, bu sefer hazırlığı nereye? Kılıçtan kelimelerimizle hangi düşmanı alt etmeyi hedefliyoruz?  Kazanınca bu savaşı bize altından madalyalar mı takacaklar dersiniz ya da göğemi yükseleceğiz kutsallıktan? Hiç biri değilse zihinlerimizi sözlü savaş stratejileriyle kirletmek niye? Niye barışamıyoruz kimseyle? Bir kez olsun kendimize sefere çıkamıyoruz niye? 
Tası tarağı toplamışız kendimizden adeta. Kaçışımız uzaklara fersah fersah kendimizden. Ve bir türlü bu fersah miktarını aşıp kendimize koşamıyoruz, dahi bu sebeple de ulaşamıyoruz, varamıyoruz yine kendimize...
Çoğumuzda bir yetenek seli alıp başını gidiyor. Sormayın gitsin hepimizin 6. hissi kuvvetli... Karşımızdaki zat-ı âlileri bir çırpıda analiz edebiliyoruz. Ferasetimiz başkaları söz konusu olduğunda zehir gibi işliyor maşallah. Ama nasıl oluyorsa kendi nefsimizin işine mi gelmediğinden veyahut istikameti bir türlü kendimize mi yöneltemediğimizden bilinmez, bir tek kendimizi analiz edemiyor ve bu sebepten ötürü kendimizdeki kusur ve hataları göremiyoruz.  Oysaki Yunus "sen seni bil sen seni" dememiş miydi bize asırlar evvelinden?  Peki, o zaman bu sözü kendimize dayanak yapacak olursak biz ne kadar kendimizi biliyoruz? Ayşe nasıldır, Fatma neyin nesidir diye soracak olsalar a dan z ye anlatırız huylarını.  Ama kendimize gelince iki kelam edemeyiz bir arada.
Evet, bizim muharebemiz kelimelerimizle, davranışlarımızla. Ama içimizdeki düşmanla değil de illa karşımızdakiyle. Oysaki hatırlayın Tebük seferini. Sadece bir sefer idi. Ama öyle meşakkatli bir seferdi ki bu; Sahabe-İ Kiram Hazeratı evlerine döndüklerinde tanınmayacak halde etleri kemiklerine yapışmıştı açlıktan. Günlerce süren açlık ve sefer meşakkati o kadar ağırdı ki. Ama bu denli ağır olmasına karşın sefer dönüşü Peygamber Efendimiz; küçük cihattan büyük cihada döndük buyurmuşlardı. Nefsimizle savaşmamızın gerekliliğine dikkat çekmişti ve dahi zorluğunu da dile getirmişti. Belki çoğumuz biliyoruz bu gerçeği biliyoruz ve zorluktan kaçıyoruz.  İnsanız ya hani nisyandan geliyordu, unutan manasındaydı ya bir özelliğimiz; unutuveriyoruz. Hatırlatılmadıkça da sık sık öyle kolay kolay hatırlamıyoruz. Kolay olana meylimiz daha çok. Nitekim bu sebeple kendimizden ziyade karşımızdakinin kusurlarını, hatalarını görmek kolayımıza geliyor. Bir çırpıda deyiveriyoruz ben insanları çok iyi analiz ediyorum diye. Ama burada bir yanlışlık yok mu? Bu biraz da kusur araştırmak olmuyor mu?
Eğer kendimizi kötülüklerden korumak amacı ile faydalandığımız bir özelliğimiz ise bu ne ala. Ama gıybet etmek, kusur araştırıp bu kusuru yaymak gibi faydamıza olmayan, tam tersi zararımıza sebebiyet veren bir huy ise terk etmemiz gerekir bu davranışı. Zira kişi kusuru evvela kendinde görmelidir.  Atalarımız iğneyi başkasına çuvaldızı kendine batır diyerek de bu konuya dikkat çekmiştir zira. Aksi takdirde faydalı olabilecek bir özelliği kötüye kullanmış oluruz. O sebeple eğer analiz etme yeteneğimiz var ise bunu evvela bizzat kendimize yöneltmeliyiz.
Hâsılı odur ki; biz savaşımızı başkalarını tahrip ederek değil kendi nefsimizle verelim. Özelliklerimizi, yeteneklerimizi öncelikle kendimizde uygulayalım. Daha sonrasında olgunluk seviyesine erdiğimiz için başkalarıyla uğraşmaktan kendiliğimizden vazgeçeriz. Çünkü olgunluk bunu gerektirir. Çünkü Peygamber Efendimiz (SAV) nefsinizi terbiye edin derken bunu da istemektedir. Olgunluğa ermemizi… Ve böylelikle Kendimizle meşgul olmamızı, başkalarının kusurlarıyla meşgul olmamızı değil.
Ve artık bizim için bu söz; kendimi iyi analiz ederim; başkasını değil şeklinde olmalıdır…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder