23 Ocak 2013 Çarşamba

HOŞ GELDİN HÜZÜN...

Hüzün; yüreğin dili tutulmuş halidir. 
Sessizliğin ve sükûnetin temsilidir. 
Konuşmadan da çok şey anlatır hüzün sahibi.
Ve bir çiçek kadar narindir onu taşıyan yürek.

Hüzün; yüzde açan çizgilerin konuşan halidir.
Adeta ben buradayım, bu derin çizgilerin ardına yerleştim der bağıra çağıra.
İnsana en çok hüzün yakışır. Sessizliğine ses olur. 
Ayrılmaz bir parçasıdır insanın hüzün.

Hüzün; gittiği yere sürükler, aktığı yerde bulur mecrasını. 
Hiç yabancılık çekmez konduğu omuzlarda. 
En çokta taşıyan şikâyetçi olmaz omuzlarındaki ağırlığına. 
Bir bakmışsın ayaklarında pranga olmuştur. 
Ellerinde kelepçe, dilinde lal…
Ama ne bir şikâyet, ne bir erinme, ne de bir bıkkınlık göremezsin.

Hüzün; en çok yalnızlara yaraşır. 
Bir bardak  sıcak çayın yudumunda yutkunur onu yalnız kimse. 
İki dudağının arasından nefes olur işler sıcacık tenlere.
Bir çile değildir hüzün.
Çıkmaz sokaklarda bulmasıdır kendini insanın. 
Kendini aramasıdır kaybetmesi değil. 
Ağlamaların yerini sükûnetin almasıdır. 
Kahkahaların yerini sakin tebessümlere salmasıdır.

Hüzün; yüreğin dili tutulmuş halidir.
En büyük erdem uğradığı zaman iç dünyamızın kapısına,
Ve vurduğunda bir tıkla gönül çeperimize;
Hoş geldin Hüzün! diyebilmektir! kabul etmektir.
kabullenmektir...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder